Rebecca Horn: Aynalar ve Küller

horn

70’lerde vücuda odaklanan performansları ve kostümleriyle tanınan 1944 Almanya doğumlu sanatçı ve yönetmen Rebecca Horn çok çeşitli medya ve tekniklerle çalışıyor: Film, heykel, yerleştirme, performans, çizim, fotoğraf… Horn’un işleri görüntüyü yansıtan ve görüntüyü örten yüzeyler arasındaki gerilimde hayat buluyor – aynalar ve küller. Bu gerilim işlerine eşlik eden seslerde çözülüyor. İşlerin hem kendi seslerini duyuyoruz (bunlar hareketin yarattığı sesler),  hem de onlara eşlik eden müzikleri. Bu müziklerin yaratıcısı Hayden Chisholm, 31 Ekim Perşembe günü Pera Müzesi’ndeki Moon Mirror Journey gösteriminin ardından Horn’un filmde gördüğümüz bir kaç işinden bahsetti ve bu işlerin seslerle ve müzikle kurduğu yakın ilişkiyi anlattı.

Moon Mirror Journey Horn’un yaratım sürecine yakından bakmamıza fırsat veren biyografik nitelikte fakat çok daha kapsamlı bir film. Sanatçının Semerkant’tan New York’a uzanan seyahatlerinden kesitler göstererek, çeşitli coğrafyalarda gerçekleştirdiği işleri takip etmemize olanak veriyor. Bu yolculuklar fiziksel oldukları kadar spiritüel yolculuklar. “Rebecca gittiği yerlerde en az birkaç ay kalır, çünkü oranın enerjisini anlamak ister. Bunun için de öncelikle şehrin tarihinin derin bir incelemesini yapar,” diyor Chisholm. Horn’un en etkileyici işlerinden biri olan Napoli’deki Piazza Plebiscito (Plebiscito Meydanı)’da 2002 yılı boyunca kalan heykel, ışık ve ses yerleştirmesi Spiriti di Madreperla’da da bunu görüyoruz.

Horn filmde yaklaşık üç ay kaldığı Napoli ile olan tuhaf ilişkisinden bahsederken “Napoli her zaman beni korkutmuştur, Napoli’ye gitmeye uzun süre çekindim. Fakat sonunda bu proje için gittiğimde Katakomblar’a yaptığım ziyaretle beraber bu korkumu üzerimden attım” diyor. Uzun süre kapalı kalan Katakomblar’da sıkışıp kalmış enerjinin şehri kötü etkilediğine inanan sanatçı, meydandaki yerleştirmesinde bu durumu tersine çevirmeyi deniyor.

Meydanda yere yerleştirdiği 333 adet demir kurukafaya üzerlerinde süzülen 77 adet beyaz floresan halka eşlik ediyor. Horn, bu yerleştirme ile meydanda yer ve gök arasında yeni bir alan tanımlıyor. Kurukafalar ve floresan haleler ölüm-yaşam, somut-soyut, beden-ruh gibi çeşitli ikilemleri çağrıştırıyor.

Bu proje için çoksesli bir müzik besteleyen Chisholm enerji konusunda Horn’a katılmadığını söylüyor. “Rebecca mekanın enerjisinden bahsetmeyi çok sever, sık sık gittiğimiz yerlerin farklı enerjilerini betimler. Oysa ben enerjinin anlatılabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum, elbette bazı mekanlarda rahat hissederiz, bazılarının ise karmaşık bir enerjisi vardır, fakat bu yalnızca deneyimlenecek bir olgu, sözcüklere dökülebileceğini sanmıyorum,” diyor. Chisholm’ün bu yerleştirme için yaptığı beste bir grup müzisyen tarafından üç canlı performansta seslendirilmiş, bu performansların kaydı da daha sonra yerleştirmenin bir parçası olmuş.

Horn’un filmde üzerine konuştuğu bir diğer yerleştirmesi Concert for Buchenwald (1999) ise Weimar’da önceden tramvay deposu olarak kullanılan bir mekanda gerçekleştirilmiş ve II. Dünya Savaşı Almanyası’na güncel bir bakış niteliği taşıyor. 40 metre uzunluğundaki bir duvarın önüne cam paneller yerleştirilerek aradaki boşluk küllerin sergilendiği bir alana dönüştürülmüş. Bu uzun duvarın önünde yerdeki raylı sistemin üzerine bırakılmış olan, sanatçının pek çok ülkeden toplayıp bir araya getirdiği bir enstrüman yığını var ve enstalasyonu bu yığına periyodik olarak çarpan vagonun çıkardığı ses tamamlıyor. Chisholm bir besteci olarak bu durumun onu zorladığını belirtiyor: “Rebecca’nın işlerine müzik yazmak çok zor, çünkü yerleştirmeleri aktif, dolayısıyla hareketin doğurduğu sesler var. Bu seslerle çatışmadan yerleştirmeyi besleyecek bir müzik kurgulamak kolay olmuyor” diyor. Eser her boyutuyla çok etkileyici ve çarpıcı. Horn’un işlerine hakim olan mistik hava, depodan dönüştürülen bu odada da karşımıza çıkıyor. Zaman algısı ise tekdüze değil çok boyutlu. Hayatta olanların yanı sıra olmayanların da enerjilerinden beslenen işlerine, ölümü çağrıştıran objeler hayat veriyor. Horn’un işleri alışılageldik neden-sonuç ilişkilerini sorguluyor ve izleyiciyi kalıplaşmış düşüncelerden uzaklaştırıyor.

Ulya Soley, Proje Asistanı.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir