Salgın ve Sanat: Sanal Müze Pratikleri

Pera Müzesi, “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar” sergisi, Google Arts & Culture ekran görüntüsü

Bir süredir bu denli geniş ölçekte tecrübe etmediğimiz bir salgına tanıklık ediyoruz: Covid-19. Etrafımızı birdenbire ve hızla saran, hayatımızda öncelik olarak belirlediğimiz birçok şeyin önüne geçen bu virüs, bizleri alışkanlıklarımızı yeniden düşünmeye mecbur bırakıyor. Tam olarak neler olup bittiğini anlayamadan yaşamlarımızı etrafında şekillendirdiğimiz ve parçası olduğumuz tüm sistemler değişiyor ve dönüşüyor.

Sosyal mesafe gündelik ilişkilerimizi belirleyici bir biçimde yeniden şekillendiriyor. Sağlık sistemi, ekonomi, işçi hakları, işveren sorumlulukları, serbest çalışma şartları, alışveriş pratikleri, dağıtım ve gönderi hizmetleri, devletin sorumlulukları, vatandaşların beklentileri ve özgürlüğün kapsamı gibi sayısız alanda yeni düzenlemelere gidiliyor ve bütün bunlar acil bir şekilde içinde bulunduğumuz sistemlerin, sınıflı yapının ve üretkenliği teşvik eden hızlandırmacı düzenin kırılganlığının altını çizerek, yeniden ele alınması gerektiğinin sinyallerini veriyor.

Elbette bu değişiklikler kültürel tüketim alışkanlıklarımızı da yeniden yapılandırıyor. Kültür-sanat ile kurduğumuz ilişkiyi çevrimiçi sınırlarla tekrar düşünerek, sanatın, sanatçının, izleyicinin, kurumun ve basının süregelen organik bağlarını dijital bir ortamda farklı yöntemlerle kurgulamaya çalışıyoruz. Müzelerin dijital projeleri ve sanal müze deneyimleri ise bu yöntemler arasında önemli bir yer alıyor.

Sanal müze nedir?

Sanal müze, müze deneyimini tamamlayan veya geliştiren dijital içeriklerin tamamına işaret ediyor. Geleneksel bir müzede olduğu gibi, sanal bir müze de belirli nesnelerin veya konuların etrafında (sanat müzesi veya doğal tarih müzesi gibi) kurgulanabilir. Koleksiyonların veya sergilerin dijital temsillerini sunmak bir yöntem olabileceği gibi, doğası gereği dijital içeriklerin sergilendiği bir alan da sanal müze olarak tanımlanabilir. Genellikle sergi salonlarının veya müze yapısının fotoğraflar aracılığıyla üç boyutlu modellenerek dijital ortama aktarılmasıyla, fiziksel müze deneyimi sanal bir deneyime dönüştürülerek, izleyiciye ekran aracılığıyla 360 derece bir görsel deneyim sunulabiliyor.

Sanal müze nasıl gezilir?

Sanal müzeler farklı platformlar üzerinden ziyaret edilebiliyor. Birtakım çevrimiçi projeleri izleyicilere sunarak veya yeni projeler geliştirerek, fiziksel varlığını dijital ortama taşıyan müzelerden bazı örnekler aracılığıyla bu süreçte müzelerin geliştirdiği dijital pratiklere ve farklı sanal müze deneyimlerine göz atabiliriz.

Pera Müzesi, “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar” sergisi, Google Arts & Culture ekran görüntüsü

Pera Müzesi, “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar” sergisi, Google Arts & Culture ekran görüntüsü

Pera Müzesi hem “Kahve Molası”, “İmparatorluktan Portreler”, “Düşlerin Kenti: İstanbul” gibi koleksiyon sergilerini, hem de geçmiş sergilerden “Duvarların Dili: Grafiti / Sokak Sanatı” ve “Yaz Yaz Yaz” sergilerini Google Arts & Culture üzerinden izleyicilere sunuyor. Müzenin 2. katında halihazırda sergilenen Oryantalist Resim Koleksiyonu’ndan derlenen “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar” sergisi ise yine aynı platform üzerinde üç boyutlu gezilebiliyor.

Rijksmuseum, Giriş katı sergi alanı, Google Arts & Culture ekran görüntüsü

Rijksmuseum, Giriş katı sergi alanı, Google Arts & Culture ekran görüntüsü

Amsterdam’da bulunan Rijksmuseum ve Van Gogh Müzesi, Londra’da bulunan National Gallery ve British Museum, Paris’te bulunan Musee d’Orsay ve Palais de Tokyo gibi önemli kurumlar ve dünyanın çeşitli yerlerinden pek çok başka müze de Google Arts & Culture üzerinden, Google sokak görüntüsü yöntemleri kullanılarak hazırlanan üç boyutlu sergiler aracılığıyla gezilebilen sanal müzeler arasında.

Palais de Tokyo, Lasco Project, Google Arts & Culture ekran görüntüsü

Palais de Tokyo, Lasco Project, Google Arts & Culture ekran görüntüsü

New York’ta bulunan Museum of Modern Art “Private Lives Public Spaces” (Özel Hayatlar Kamusal Alanlar) sergisinde yer alan videoları erişime açarak izleyicilere sergiyi dijital ortamda deneyimleme imkânı tanıyor. Tate Modern çevrimiçi teşhir, sanatçı ve toplum, medya ağları, stüdyoda gibi farklı bölüm başlıkları aracılığıyla koleksiyon ve sergilerinden bazı içerikleri internet sayfasında derleyerek bir sanal müze deneyimi sunuyor. Guggenheim Müzesi ise koleksiyonundan bazı eserleri sunmanın yanı sıra “Countryside, The Future” (Kırsal, Gelecek) sergisinin sesli rehberini Soundcloud platformu üzerinden erişime açarak, sergiye dair kapsamlı bilgi edinilebilecek bir kaynak sunuyor.

We=Link: 10 Easy Pieces, dijital sergi ekran görüntüsü

We=Link: 10 Easy Pieces, dijital sergi ekran görüntüsü

Dijital projeleriyle öncü olan bir diğer müze ise New York’ta bulunan New Museum. Müzenin Rhizome adlı internet tabanlı projelere yönelik inisiyatifi 2003 yılından beri bu alanda sergi, yayın ve etkinlik geliştirmeye devam ediyor. Bu anlamda, fiziksel işlerin dijitale aktarılmasından ayrışan ve tamamen dijitali mecra olarak kullanan sanatçıların içinde bulunduğumuz döneme cevaben ürettiği güncel işleri bir araya getiren “We=Link: 10 Easy Pieces” (Biz=Bağlantı: 10 Kolay Parça) sergisi, New Museum’un online müze programları kapsamında sunuluyor.

Elbette bu örnekler çoğaltılabilir, çok sayıda kurum bu süreçte dijital projeler geliştirmeye, sanal müze deneyimleri sunmaya devam ediyor. Müzeler sergi projelerinin yanı sıra gösterim programları, öğrenme etkinlikleri, konuşmalar, eser tanıtımları gibi etkinliklerle de dijital platformlarda izleyicilerle buluşuyor. Bu bağlamda mimari olarak da önemli yapılar olan bu kültür kurumlarının geleceğini fiziksel şartlardan bağımsız kurgulamak mümkün mü? Uzun zamandır tartışılan bu konuya ilişkin görüşler sanatın veya kültürel mirasın yalnızca dijital ortamda var olmasının mümkün olamayacağı yönünde.

İçinden geçtiğimiz bu tuhaf dönemin önümüzdeki süreçte, “her şey normale döndükten sonra” dahi, kültür-sanat alanını kalıcı bir biçimde yeniden yapılandırmaya devam edeceği düşünülüyor. Bu noktada kurum pratiklerinin yanı sıra, sanatın dünyayla nasıl ilişkilendiği ve gündelik hayatımız ve etrafında kurulan tüm sistemleri durduracak kadar etkin bir salgın hastalığın bu ilişkide nasıl bir rol oynayacağını da düşünmek gerekiyor. Her şey normale döndüğünde, yeni bir normalimiz olacak. Bu yeni normalin nasıl olacağına, sanatın ve kurumların nasıl evrileceğine dair yaratıcı yöntemler hayal etmek hepimiz için ufuk açıcı olabilir.

Yazan: Ulya Soley 

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir