İki çocuk portresinden yola çıkarak…

pembekiz

pembekiz

Suna ve İnan Kıraç Vakfı’na ait Oryantalist Resim Koleksiyonu’nda bugüne kadar Pera Müzesi’nin ikinci katındaki sergilerde de yer almış iki çocuk portresi bulunmaktadır. 20. yüzyıl başlarında, 4 yıl arayla yapılmış bu resimlerdeki çocuklardan biri Sultan Abdülhamid’in oğullarından Şehzade Abdürrahim Efendi, diğeri ise Osman Hamdi Bey’in kızı Nazlı’dır. Nazlı, Abdürrahim’den bir yaş büyüktür. Gerçi resimlere bakınca yaşlarının bu kadar yakın olduğu anlaşılmaz çünkü Nazlı’nın portresi 11 yaşındayken, Abdürrahim Efendi’ninki ise 7 yaşındayken yapılmıştır. İkisi de babalarının ellili yaşlarında dünyaya gelen çocuklardır ve babalarının gözünde özel bir yere sahip olmuşlardır. Osman Hamdi Bey’in pek çok resmine konu olmuş, sanatçının en küçük çocuğu Nazlı’nın portresi babası tarafından, şehzadenin portresi ise Yıldız Sarayı’nda Sultan Abdülhamid’in ressamı Fausto Zonaro tarafından yapılmıştır. İki çocuk da müzik ve resim sanatıyla dopdolu bir ortamda büyümüşlerdir.

blogson

Annesi Peyveste Hanım olan ve 14 Ağustos 1894’te doğan Şehzade Abdürrahim Efendi büyüyünce başarılı bir asker olmuştur. Topçu üniforması içinde yapılmış çocukluk portresi yaşamının nasıl şekilleneceğini haber verir gibidir. 1908’de mühendis ve topçu yetiştiren bir askeri okul olan Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun’a, 1910’da Mekteb-i Harbiye’ye giren Abdürrahim Efendi 1912’de mezun olur. 1914-1916 yılları arasında Almanya’da Kayzer II. Willhelm’in hassa alayında topçu üstteğmeni olarak staj yapar ve I. Dünya Savaşı’nda miralay ve alay kumandanı olarak görev alır. İyi derecede Almanca ve Fransızca bilen Abdürrahim Efendi müzik konusunda oldukça bilgili olmasının, piyano, mandolin ve viyolonsel çalmasının yanısıra İstanbul ziyareti sırasında o sırada İtalya tahtının veliahdi olan III. Vittorio Emanuele’e yağlıboya ile yaptığı bir resim çalışmasını hediye edecek kadar resim sanatıyla ilgilidir (<http://www.erolmakzume.com/wp/?p=3087>). Zonaro’nun yaptığı çocukluk portresinin öyküsünü öğrendiğimizde resim sanatına yönelik bu ilginin çocukça ifadesinin de tıpkı askerlik mesleği gibi portre yapıldığı sırasında var olduğunu görürüz:

“Bir gün Mabeyinci Emin Bey, Padişahın küçük oğlunun resmini yapmamı istediğini bildirdi: Topçu sınıfının minik subayı…

Şehzade, daha sonraları babasıyla beraber Selanik’e sürgüne giden Abdürrahim Efendi’ydi. Henüz boyu bir metreyi geçmiyordu, fakat üstündeki gerçek bir sübay üniformasıydı. Mahmuzlu çizmeleri, kılıcı ve göğsünde nişanları vardı.

Resmini yapmak başlı başına bir sorundu; çünkü beş dakika kımıldamadan durmuyordu. Hatta telaşa kapıldığım zamanlar bile oldu, çünkü şehzade resim yaptığım tuvale boya sürmeye heves ediyordu. Bunlar, özellikle Doğu kültürlerinde eğiticilerinin karşı gelemediği küçük şehzade yaramazlıklarıydı. Peki ben ne mi yapıyordum? Dikkat ediyor, resmin baş tarafına fırçayla dokunmamasını sağlamaya çalışıyordum.

Fırsattan yararlanarak şehzadenin iki resmini yaptım. Birinin üstünde çalışıyor, düzeltiyor, tekrar boyuyordum; öbüründe ise çalışmamı kolayca yürütüyordum. Bunlardan biri hareme, öbürü selamlıkta Padişahın odalarından birine asıldı (Zonaro 2008: 220-221).”

Fransız asıllı Naile (Marie) Hanım ve Osman Hamdi’nin 4 Eylül 1893’te doğan en küçük çocukları Nazlı ise çocukluk yıllarını ailesinin Kuruçeşme’deki yalısında ve Eskihisar’daki yazlık evlerinde samimi bir aile ortamında geçirmiştir. 1907-1911 yılları arasında tuttuğu misafir defterinde, Nazlı’nın yetiştiği ev ortamını oluşturan aile çevresinden kişilerin anıları ve Osman Hamdi Bey’in sanatçı, diplomat, arkeolog, aristokrat ziyaretçileri ve dost çevresinden insanların notları yer alır. 1912’de Esad Cemal Bey adında bir diplomatla evlenmiş, bu evlilikten Cenan (Sarç) isimli bir kızı olmuştur. Daha sonra boşanarak, Paris’te Audoin Fouache d’Halloy isimli Fransız bir mühendisle evlenmiştir.

Şehzade Abdürrahim Efendi ve Nazlı’nın “Pembe Başlıklı Kız” olarak anılan portresini yapan sanatçılar, II. Abdülhamid’in İtalyan asıllı ressamı, “ressam-ı hazret-i şehriyari” Fausto Zonaro ve Müze-i Hümayun ile Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürü ressam, arkeolog, müzeci Osman Hamdi Bey, 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başlarında İstanbul’un kültür-sanat çevrelerindeki en önde gelen isimlerdendir. Zonaro’nun İstanbul’daki ilk yıllarından başlayarak iki sanatçı arasında dostça bir ilişki oluşmuş; batılılaşan sanat ortamını şekillendiren, paralellikler ve benzerlikler taşıyan öncü roller üstlenmişlerdir. Osman Hamdi’nin adı Zonaro’nun Akaretlerdeki evinin ünlü ziyaretçileri arasında ve örneğin 1908’de gerçekleşen İtalyan ressamın sergi açılışında bulunan önemli kişiliklerden biri olarak geçer (Makzume 2004: 48, 59).

Zonaro’nun anılarından öğrendiğimize göre 1906 Mart ayında Osman Hamdi Bey Zonaro’ya giderek Uluslararası Monako Sergisi’ndeki Türk bölümüne eser vermesini istemiştir. Uzun yıllar İstanbul’da yaşayarak, buradaki kozmopolit kültür-sanat ortamının temsilcilerinden biri olmuş, Osmanlı kimliğini oldukça benimsemiş olan İtalyan sanatçı başta olumlu bir cevap vermese de, düşününce “Ne yapayım? Nasıl İtalya bölümünde yer alabilirdim ki?”diyerek kabul etmiş bu teklifi  (Makzume 2004: 53; Zonaro 2008: 314). Farklı ülkelerde dünyaya gelmiş olsalar da, uluslararası ortamda aynı kültürün temsilcisi olmakta hiç bir sorun görmeyen bu iki ressamın da yolu hayatlarının bir döneminde Avrupa Sanatı’nın en önemli merkezlerinden biri konumundaki Paris’ten geçmiş, sanat konusundaki gelişmeleri yakından takip etmişlerdir.

İki ressam da İstanbul’un bu kozmopolit sanat ortamında düzenlenen ilk sergilere eser vermiş, sanat eğitimi alanında önemli roller üstlenmişlerdir. Osman Hamdi Bey kurulan ilk güzel sanatlar okulu, Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürü olarak batılı anlamda sanat eğitiminin şekillenmesinde rol oynamıştır. Zonaro da Beyoğlu Parmakkapı’da geceleri ders verdiği, Sanayi-i Nefise’den ayrılan 3 Rum öğrencinin öğrenme azmini karşılıksız bırakamadığı için açıldığını anlattığı resim atölyesinin eğitimcisi olarak benzer bir rol üstlenmiştir (Zonaro 2008: 120-121).

Zonaro, henüz saray ressamı olmadan önce Osman Hamdi’yle nasıl tanıştırıldığını da anlatır. Buna göre, iki sanatçıyı o dönemde İstanbul’da bulunan, konakların haremlerinde ders veren ünlü arp sanatçısı Cervantes tanıştırmıştır :

“ Ders verdikleri arasında, İskender’e ait olduğunu söylediği lahdi bulan kişi, Müze Müdürü ve Düyun-ı Umumiye danışmanı ve benzeri birçok niteliği dolayısıyla geliri hayli yüksek Türk ressamı Hamdi Bey’in kızı da vardı.

Hamdi Bey’in payitahta uğrayan bütün önde gelen kişilerle tanışmak, onları evinde ya da makamında ağırlamak gibi bir merakı vardı. Bir Fransız tiyatro sanatçısıyla evliydi, kibar ve samimi bir insandı. Kuruçeşme’deki konağında sürekli davetler veriyordu. Beni Hamdi Bey’e tanıtan Cervantes’ti. Kendisini kibar, sanatçı, birçok yıl kaldığı Paris’i çok iyi bilen biri olarak gördüm. Herkesten, her şeyden bilgiyle söz ediyordu. Resimlerimi merakla görmek istedi. Bir kaç tablomu evine getirttim. O, pek çok şey ümit etmemi sağlasa da, ben artık sadece kendime güveniyordum. Verdiği sözleri nezaketle kabul ettim ve cesaretle kendi içimden gelen yöne doğru yürüdüm (Zonaro 2008: 62).”

1891’de İstanbul’a gelen Zonaro’nun anılarından bu olayın geçtiği tam tarih anlaşılamasa da sanatçının çevre edinmeye, eserlerini ve kendisini tanıtmaya çalıştığı ilk dönemler olduğu bellidir.  Burada Zonaro’nun Osman Hamdi Bey’in kızı olarak bahsettiği kişi Nazlı’nın ablası, 1880 yılı civarında doğmuş olan Leyla olmalıdır.

Zonaro, anılarında İstanbul’daki ilk yıllarında geçen bir olayı daha anlatıyor. Yeni Cami civarında açık havada çalışan berberlerin resimlerini yaparken etrafına kalabalık toplanınca zabitler bu kargaşaya neden olan ressamı karakola, huzuruna götürmüşler. Karakolda paşaya kim olduğunu açıklamak için “Hemen hemen bütü Avrupalı büyükelçiler dostlarım. Müze müdürü Hamdi Bey’i, Hariciye Nezareti Başkatibi Münir Bey’i de tanıyorum deyince sorun çözülmüş ve İstanbul’un Eyüp ve saray çevresi gibi bölgeleri dışında istediği gibi çalışması için gerekli izni, sözlü olarak hemen alıvermiş (Zonaro 2008: 83).

İtalyan ressam kurduğu ilişkileri hep sıcak tutabilmek için ziyaretler yaptığından, bunların arasında Kuruçeşme’deki yalısında Hamdi Bey’i de görmeye gittiğinden söz ediyor. Böyle bir gün, “başka bir önemli Türkle beraber” olta hazırlarken bulduğu Osman Hamdi, ressamı Boğaz’daki palamut akınından istifade etmek için oltayla balık avına davet etmiş. İki gün sonra, Osman Hamdi Bey’in yalısından kayıkla çıktıkları avdan dönerken Hamdi Bey “yeterince balık oldu mu? diye sorunca, acemi balıkçı Zonaro “bütün Taksim’de oturanlara yetecek kadar”cevabını vermiş. Eve zor taşıdığı, bir kısmını konu komşuya dağıttığı ve tuzlayarak sakladığı halde evinde bir hafta boyunca balık tüketildiğinden söz ediyor (Zonaro 2008: 78-79).

1910 yılının Şubat ayında Osman Hamdi Bey vefat etmiş, ondan 12 yaş genç olan, yönetimin değişmesiyle saray ressamlığı görevine son verilen İtalyan ressamı Zonaro ise bir ay sonra Mart ayında ülkesine dönmek ailesiyle birlikte yola çıkmıştı (Makzume 2004: 65).

20. yüzyıl başlarından iki çocuk portresinin açtığı küçük pencereden baktığımızda gördüklerimiz, modellerin yaşamlarındaki paralellikler ve karşıtlıklar ve bu resimleri yapan ressamların yaşamlarındaki kesişmeler üzerinden 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarına da ışık tutar niteliktedir.

SEÇME KAYNAKÇA

CEZAR, Mustafa. Sanatta Batı’ya Açılış ve Osman Hamdi,Erol Kerim Aksoy Kültür, Eğitim, Spor ve Sağlık Yayını, İstanbul, 1995.

ELDEM, Edhem. Osman Hamdi Bey Sözlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul, 2010.

ELDEM, Edhem. Nazlı’nın Defteri, Osman Hamdi Bey’in Çevresi, Homer Kitabevi, 2014.

KIBRIS R. Barış (ed.). Osman Hamdi Bey, Bir Osmanlı Aydını. Pera Müzesi, İstanbul, 2019.

MAKZUME, Erol. “Doğumunun 150. yılında Osmanlı Saray Resamı Fausto Zonaro”, Doğumunun 150. yılında Osmanlı Saray Resamı Fausto Zonaro, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2004, 31-69.

RİFAT Samih, Barış KIBRIS ve Begüm AKKOYUNLU, ed. İmparatorluktan Portreler, Pera Müzesi, İstanbul, 2005

ZONARO, Fausto. Abdülhamid’in Hükümdarlığında Yirmi Yıl, Fausto Zonaro’nun Hatıraları ve Eserleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2008.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir