Tasarım Dehası: Ivan Chermayeff

Ivan_headshot

Ivan_headshot20. yüzyılın en büyük grafik tasarımcıları arasında sayılan ve ortağı Tom Geismar’la dünyanın belleğinde yer etmiş sayısız ünlü tasarıma imza atan Ivan Chermayeff geçtiğimiz günlerde hayata veda etti. 1932 Londra doğumlu Chermayeff birçok büyük kurumun kurumsal kimliğini tasarlamış ve hayatının son gününe kadar çalışmış üretken bir sanatçıydı. Suna ve İnan Kıraç Vakfı, Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün de logolarını tasarlayan Chermayeff’i saygıyla anıyoruz.

2007 yılında Pera Müzesi olarak Chermayeff Kolajlar ve Chermayeff & Geismar: Son 50 Yılın Amblem, Logo ve Tasarımları adlı iki sergi düzenlemiştik. Sanat eleştirmeni Joseph Giovannini, Chermayeff Kolajlar sergisinin kataloğunda unutulmaz tasarımcıyı şöyle anlatıyor: “New Yorklu sanatçı ve grafik tasarımcısı, çerçeveli kolajlarında, son dönemdeyse tek başına duran kolaj heykellerinde, eşi benzeri görülmemiş karışık malzeme buluşlarıyla albeni ve zekâyı aynı potada eritir. Bu benzersiz karışımın büyüsüne kapılarak, sanatçının düşsel yaratıklar galerisinden çıkma karakterleri karşısında kendimizden geçmekle yetinirsek, Chermayeff’in, kökü 20. yüzyıl başlangıcındaki büyük Modernist dönüşüme uzanan etkilerden geliştirdiği içgörünün derinliğini kolayca gözden kaçırmış oluruz. Sanatçının babası Serge Chermayeff de önce Bauhaus, daha sonra Yale Üniversitesi yıllarında söz konusu dönüşümde aktif rol oynamıştır. Ivan Chermayeff’in kendiliğinden ve görünüşe bakılırsa çaba harcamaksızın yaratılan kolajları ve heykelleri aslında, akademik ya da cilveli olmaksızın son derece entelektüel nitelik taşıyan yapıtlardır. Picasso sanatında daima içindeki çocuğu korumaya çabalamıştı, Chermayeff’in yapıtları da Picasso’nun amacını gerçekleştirir: şövaleye yüreğini koyan dört yaşındaki bir çocuğun resimlerinin tazeliğini taşır Chermayeff’in yapıtları. Onun içindeki çocuk hâlâ sapasağlam ayaktadır. Yetişkin ise, bu çocuk ruhu, karışık malzemeli kolajlara yönlendirmiştir.”

Ivan Chermayeff’in Chermayeff Kolajlar adlı sergi kataloğumuzda yayınlanan ve genç sanatçılara ilham verebileceğini düşündüğümüz “Malzemeyi seçmek ve ayıklamak” yazısını paylaşıyoruz.

Keyifli okumalar!

Malzemeyi seçmek ve ayıklamak*
Ivan Chermayeff

geismar 0089

İki Hanım, 1998, Ivan Chermayeff

Bir kolaja başlarken tam olarak ne yapacağımı bilmem hiçbir zaman. Yapmak adı üstünde yapmaktır da, yapmayı düşünmek başka şeydir. Ben o “başka şey”le başlayabilirim işe. Ama adamakıllı gerçek bir şey’le başlarım, bir şeyin düşüncesi ya da imgesiyle değil. O gerçek şey de malzemedir.

Yapmak görmekle sıkı sıkıya bağlantılıdır. Fark etmekle. Yapmaya çalışacağım şeyin belli belirsiz düşüncesinin, elimde bulunan ve toplayıp derlediğim malzemeyi ayıklarken görüş alanıma giren gerçekliğiyle gerçekten denenip sınanacağını kavramakla. Malzeme işin içine dahil edilmeyi istediğini bana kendisi söyler. Belki dokudur bu, belki renk ya da biçim, belki bir başka kenarla, bir başka renkle, bir başka biçimle toslaşan kenardır.

Arada bir de, uğraşımı sürdürmeme yol açan neden, bir şeyin eksik olduğunu anlamaktır. Şurada önümde hiçbir şeyin olmadığını anlamaktır, ya da yeterince şeyin olmadığını. Bir boşluk vardır. Doldurulması gereken bir boşluk.

İşte ondan sonra süreç başlar. Boşluğu neyin doldurabileceğini kafamda canlandırmaya girişirim. Bir renk lekesi, bir imge, ardında küçük bir öyküsü olan bir yüz. Çıplak gövdeyi giydirecek ya da giyinik bir gövdeye ayrıntılar ekleyecek bir şey. Bir düğme, iki düğme, bir madalya, bir parça bira köpüğü, hatta bir leke ya da biraz kahvaltı artığı. Boşluğa koyacak, yüzün üstüne yerleştirecek bir şey.
Bütün bunlar görmekle ilgilidir.

collagecover

Kelebek Ağzı, 2002, Ivan Chermayeff

Bir sürü yüz yaparım ben, belki de çok fazla yapıyorumdur, ama yüzler sürece somutluk kazandırır.  Hem zaten, önünüze beyaz bir kağıt koyunca üstünde birşeyler olsun istersiniz. Zihnimin derinliklerinde çoğunlukla bir kişi düşünürüm. Erkek, kadın, sarhoş, ayık, genç, yaşlı, çirkin, gülünç, ya da daha sonra, ipuçları birikince, nasıl bir şey çıkarsa artık. İlkönce bir başlangıç gerekir bana: bazen bir göz, o da ikinci bir göz ister. Bazen bir burun. Gözlerin bir hali tavrı vardır ve ağzı akla getirirler. Gözler yerli yerine oturunca, altlarındaki her neyse ağız olur.  Gülümseyiş ya da dudak büküş, bir dizi diş, bir çizgi, bir kara leke, bir ağız simgesi. Gözlerin ya da burnun altında ağızdan başka ne vardır ki? Bir ağız açık olabilir, kapalı, kırmızı, iri ya da ufak olabilir. Yüzde doğru yerdeyse bir ağızdır o. Eğer burun unutulduysa, eğer eksikliği açıkça hissediliyorsa ya da burna gerek duyuluyorsa çabucak eklenebilir bir tane. Çoğunlukla, göremesem bile orada olması gerektiğini bilirim. O zaman da büsbütün aklımdan çıkıp gider.

Her yeni organ eklendiğinde, tıpkı bilardo masasındaki toplar gibi, organlar birbiriyle konuşur ve bir sonraki hamlenin olasılıklarını değiştirir. Sırada ne var? Kulaklar, küpeler, sigaralar, purolar, çiller, siğiller ve yara izleri, lekeler, yara bantları. Bana göre onlar tepsideki yerlerini çoktan almıştır çoğunlukla. Meydana gelecek kolajdaki verili yaşam gerçekleridir: sabit bir şekilde yerine yerleştirilen ve artık kıpırdayamaz hale gelen yabancı ülke pulları, “uçak ile” yazılı zarf etiketleri, postanelerin iptal damgaları. Göndericinin, yabancının ya da arkadaşın adresi; farklı makinalarda değişik değişik yazılmış, daha iyisi, elle yazılmış kendi adresim, kısaltmalarla, yazım yanlışlarıyla birlikte, karım ya da ortağım gibi belki, fazladan tuhaf ilişkiler eklenmiş yanına. Eğer, alıcı olarak, bütün bunlar olması beklenen yerde, zarfın ortasındaysa, o zaman pul, bazen göz olacak konumdadır çoktan. Gözü görebiliyorum. Ama yardıma mı gerek duyuyor? Gözbebeğine mi gerek duyuyor? Başka bir göze mi gerek duyuyor? Yana mı bakıyor, bana mı? Pul üstündeki resim dünyanın belli bir yerini mi işaret ediyor, yoksa bir kahramanın portresi mi yalnızca? Göndericinin zarfı ya da paketi gönderirken pulu zarfın alt kısmına yapıştırma biçiminden dolayı anlatılan bir tavır mı var yoksa?

Şöyle sağlam bir burun güçlü kuvvetli omuzlara, belki de sert bir ele gerek duyar. Belki dudaklardan sarkan bir sigara ve biraz duman burgacı. Ruj lekesi açıkça bir kadını düşündürür. Belki kulaklar ve küpeler, utanarak kızarış, çiçekli bir elbise, bir yüzük gerekir bir kadın yüzünü betimleyebilmek için.  Yüzü odak noktasına getirmek için belki bir kuş, bir çiçek ya da yüzeyin dokusu üstüne herhangi bir şey gerekir.

Picture 019

Sonra sıra, durmaya gelir. Belli bir anda uzun süre durmak değildir söz konusu olan, ama zaman içinde birçok kez durup geriye bakmak, sonun yaklaştığını bilebilmem için gereklidir bana. Bazen dakikalar geçer, bazen günler, hatta, ben işimin bittiğini bilene kadar haftalar ve aylar akıp gider.

Ama bitti mi bitti demektir. Bitmediyse ben bilirim bitmediğini. Başka türlü düşünmemeyi öğrendim. Eğer o geriye bakışlarımdan biri sırasında kararımda hatalar görürsem, çoğunlukla, talihim yaver giderse her şey yerine yapıştırılmadan önce olur bu, hatalarımı avcuma alıp boğabilirim. Genellikle çabucak. Yanlış renk, yanlış damga, çok fazla, çok az. Kendime yarattığım sorunun ne olduğunu kesinkes bilirim. Onu görebilirim. Yanlış bir şey görüp de buna ilişkin herhangi bir şey yapmakta duraksadığım olmaz hiç. Bir hata yaptığımı kolayca kabullenirim. Çabucak görür, değiştirir ve yoluma devam ederim.

Elbette bazen bir kolaj yapar, tamamlar, sonra ortaya çıkan sonuçtan nefret ettiğim kanısına varırım. Ender olur bu, ama oldu mu da, hoşuma giden bir parçayı alır, başka bir günkü başka bir deneme için saklarım. Ya da kolajın tamamını çöpe atarım. Onu gören tek kişi benimdir, budalaca bir adım attığımı kabul etmenin ötesinde –bu adımı bir daha atmamaya çalışırım– unuturum gider.

*”Ivan Chermayeff: Kolajlar ve Küçük Heykeller”, Pera Müzesi Yayınları, 2007, ISBN: 978-975-9123-27-7

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir