İzlenimcilik ile Oryantalizm Arasında

İzlenimcilik İle Oryantalizm Arasında

İzlenimcilik İle Oryantalizm Arasında

19. yüzyılın en özgün manzara ressamlarından Fransız sanatçı Félix Ziem’i ağırlıyoruz. Sergi, öncelikli olarak 19. yüzyıl resmine damgasını vurmuş bir sanatçı olan ve çoğunlukla deniz ve kentin iç içe geçtiği İstanbul’u ve Venedik’i konu alan resimleriyle bilinen Ziem’i, tüm yönleriyle tanıtmayı amaçlıyor. Blogumuz üzerinden de sanatçıyı ve sergideki eserleri incelemeye devam ediyoruz.

Ziem yağlıboya ressamı olmadan önce yetenekli bir suluboya ressamıdır. Marsilya manzaralarıyla kısa sürede ün kazanmıştır. 1841’de, Marsilya’dan ayrılıp Nice’e gider. Müşteri kitlesi İngiliz soylulardan, Rus prenslerden ve Fransız aristokratlardan oluşmaktadır, bu da sanatını doyasıya yaşamasına ve dünyayı dolaşmasına izin verir.

Ziem 1842’den sonra hemen her yıl yolculuk yapar. İtalya, Hollanda, Rusya, Almanya, İngiltere, Türkiye, Lübnan, Mısır, Yunanistan, Cezayir, hepsi farklı türlerde eserlere konu olurlar: peyzajlar, mimari çizimler, portreler ve ustalardan kopyalar.

Ziem tam çağının insanıdır. Öncelikle 1830’lu yıllardan sonra yerinde yaratıya ayrıcalık tanıyan ve peyzaj betimlemesinin tüm öteki türlerden üstün olduğuna inanan Barbizon Okulu ressamlarıyla yakınlık kurar. Aynı zamanda başta ay ışığı etkilerini yeniden ele aldığı Rembrandt’ın ışık gölge oyunları olmak üzere, Hollandalı ustalardan derinlemesine etkilenir. Ama tüm bunları bütünüyle fırça vuruşlarının çeşitliliğinin, rengin yoğunluğunun öne çıktığı kendi resim tarzıyla, çok hızlı, çok çevik tekniğiyle modernleştirir. Ziem ayrıca Turner, Bonington, Constable gibi İngiliz ressamlardan da, Canaletto, Guardi gibi İtalyanlardan da esinlenmiştir.

İzlenimcilik İle Oryantalizm Arasında

Ziem’in yolculuk merakı oryantalist ressamlardan sayılmasına neden olmuştur. Peki ama onu gerçekten oryantalist bir ressam olarak görebilir miyiz? Öncelikli olarak ışıkla ve peyzajlarla ilgilenmiştir. Yapıtlarında şehvetli kadınlara, hareme ya da hamam sahnelerine rastlanmaz hiç. İlgilendiği şey her şeyden önce renk, ışık, gökyüzüyle suyun incelikli karışımı, Doğu sislerinde yitmiş bir caminin uzaktan görüntüsüdür. İnsan figürü, peyzajı canlandırmaya yarayan bir öğeden, rengi belli belirsiz, çoğunlukla uzaktaki bir lekeden başka bir şey değildir.

Ziem her ne kadar renk, ışık, fırça vuruşları, motifin birçok leke ve virgüle ayrışması üstüne çalışmaları nedeniyle izlenimciliğin habercilerinden biri olarak görülse de, İzlenimci ressamlardan ayrılır. Onda modern yaşam betimlemeleri yoktur, çıplak yoktur. Öte yandan, taslak bitmiş bir yapıt değildir onda, anı yakalama kaygısı gütmez. Her resmin bir atölye çalışmasından geçmesi gerekir. Ziem izlenimcilikle oryantalizm arasında sıra dışı bir ressamdır. İşleri herhangi bir akıma, herhangi bir resim okuluna bağlanamaz. Yaratısı bütünüyle kişisel, derinlemesine özgün bir yapıttır. İşte bugünlerde de bu özelliğiyle yeniden keşfedilmektedir.

“Félix Ziem: Işık Denizinde Bir Gezgin” sergisini 29 Ocak’a kadar Pera Müzesi’nde ziyaret edebilirsiniz!

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir