Frida ve Diego Üzerine

frida-blogbanner

 


Diego Rivera 1929’da Frida Kahlo’yla evlendiğinde, dönemin entelektüel ve sosyal çevreleri Rivera’nın dev fiziğiyle Frida’nın küçük ve narin bedenine göndermede bulunarak bu evliliği “bir fille bir güvercinin birleşmesi” olarak nitelemişlerdi. Fotoğrafçı Edward Weston çiftle ilk tanıştığında, Frida’yla ilgili şunları söylemişti: “… o kadar zayıf ki, Diego’nun yanında ufacık bir taş bebeğe benziyor, ama sadece görünüşte, çünkü güçlü ve büyüleyici bir kadın. Babasının Alman kanından hiçbir iz taşımıyor. Sandaletleri de dahil yerli kıyafetleri giyip San Francisco sokaklarında sansasyon yaratıyor.”

Patrick Marnham, Soñar con los ojos abiertos. Una vida de Diego Rivera (Gözleri Açık Rüya Görmek –Diego Rivera Biyografisi), Plaza & Janes Editores, 1999.


Diego Rivera da kişisel bir imaj oluşturmuş, Meksika’ya Avrupa avangardını getiren kübist ressam rolünü benimsemiş, devrimci Meksikalı ressamların lideri olmuştur. Öyküler uydurmaktan hoşlanırdı, örneğin otobiyografisinde anlattığı yamyamlık deneyimi, her şeyi yiyip yutan dev şöhretini pekiştirmek için uydurulmuş bir öyküdür. Tıpkı Frida gibi, Diego da öyküler uydururken efsaneleştirilmesine katkıda bulunacaklarını aklından geçirmiyordu.

Frida ve Diego üzerine Cristina Kahlo Alcalá’nun “Frida ve Diego, Koleksiyonerlik Ruhu” adlı yazısından alıntıdır.