Bir Sanatçının Başarısı

pera-muzesi-blog-sanatcinin-basarisi-2

pera-muzesi-blog-sanatcinin-basarisi-2

19. yüzyılın en özgün manzara ressamlarından Fransız sanatçı Félix Ziem’i ağırlıyoruz. Sergi, öncelikli olarak 19. yüzyıl resmine damgasını vurmuş bir sanatçı olan ve çoğunlukla deniz ve kentin iç içe geçtiği İstanbul’u ve Venedik’i konu alan resimleriyle bilinen Ziem’i, tüm yönleriyle tanıtmayı amaçlıyor. Blogumuz üzerinden de sanatçıyı ve sergideki eserleri incelemeye devam ediyoruz.

Ziem 1842 sonbaharında keşfettiği Paris’i hiç sevmeyecektir. Orada yolculuk aralarında, desen dersi vermek, satıcılarla buluşmak, Salon’da yapıtlarını sergilemek için zorunluluktan kalır. Başarı kazanınca, Paris’in kuzeyine, bir atölye-ev yaptırdığı Montmartre Tepesi’ne yerleşmeyi seçen ilk sanatçılardan biridir.

pera-muzesi-blog-sanatcinin-basarisi-1

Yeteneğiyle ve Paris’in en etkin satıcılarının desteğiyle, çok kısa bir sürede ticari başarı kazanır. Ünlü Goupil Galerisi ve Durand-Ruel onun yağlıboyalarını satar. Sonradan, 1890’lı yıllarda Bernheim onun asıl satıcısı olacaktır. 1870’ten sonra çok yüksek fiyatlara satılan tuvallerini müşterileri paylaşamaz. Satışlar açısından rekor kırdığı 1872’de, Ziem yaklaşık 200 bin Frank kazanır. Satılan resimlerin yarısı Venedik’i betimlemektedir. Satışlarından kazandığı para rahat bir yaşam sürmesini, 1861’de Martigues’de camilerle bezeli bir dekor koydurduğu bir ev ve geniş bir arazi satın almasını sağlar.

Ziem’in yapıtı kuşkusuz ele aldığı konular açısından kendini yineler. Birçok kez Venedik’i ve İstanbul’u betimlemiştir: Kompozisyonun ana çizgileri aynı kalırken, ufacık ayrıntılar değişir: ışığın yoğunluğu, ön plandaki insanlar.

1852 Salonu onun sanatını onaylasa da, gerek desende, gerek renklerde sergilediği özgürlük eleştirmenlerin gözünden gitgide düşer. Maxime Du Camp “Mösyö Ziem gereksiz araştırmalarında bitip tükeniyor” diye düşünürken, Edmond About “Arazileri ve anıtları dalga gibi oynuyor: Bir silueti saptamayı hiç bilemedi” der. Başta kendisine destek olan Théophile Gautier bile “Asya’nın Tatlı Sularının kusuru Mösyö Ziem’in kendi tarzının bir parodisini yaratmak istercesine gittikçe daha çok aşırıya kaçtığı abartılı renklerde” diye düşünür.

Maxime Du Camp daha da serttir: “Ziem’in resimleri iyi temizlenmemiş bir paleti andırıyor alabildiğine. Uzaktan, yirmi adım kadar öteden, göz kamaştırıcı bir etkisi var; ama yaklaşıldıkça, her şey gelişigüzel fırça darbelerinin karmaşasında, son derece yersiz biçimde, rastgele saçılmış renklerin hayhuyunda yitiyor”.

Günbatımında Büyük Kanal ve San Marco Katedrali Çan Kulesi

Günbatımında Büyük Kanal ve
San Marco Katedrali Çan Kulesi.
Tuval üstüne yağlıboya, 84 x 117 cm,
19. yüzyılın ikinci yarısı.
Ziem Müzesi Koleksiyonu

Ziem’in çok kişisel biçemi 19. yüzyılın başat resim akımlarının birleştiği noktada durur. Eleştirmenler kendisiyle alay etseler de, meraklılar kendisini övgülere boğarlar. Van Gogh yağlıboyadaki en güzel mavileri ona mal eder.

Koleksiyoncular gittikçe daha parlak olan bu rengin, gittikçe daha ışıltılı olan bu ışığın, gittikçe daha parçalı ve özgür olan fırça vuruşlarının çekiciliğine daima kaptırmışlardır kendilerini.

“Félix Ziem: Işık Denizinde Bir Gezgin” sergisini 29 Ocak’a kadar Pera Müzesi’nde ziyaret edebilirsiniz!

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir