Kuyruklu Hikâyeler’de “Beyaz Tanrı”
#PeraFilm

white-god-4

white-god-2

Pera Müzesi ve theMagger iş birliğiyle hazırlanan yazı serisi devam ediyor. theMagger’daki yazılarının yanı sıra çeşitli platformlarda sinema ve müzik yazarlığı yapan Mert Tanöz, Pera Film’in “Kuyruklu Hikayeler: Sinemanın Köpekleri” programı kapsamında gösterilen “Beyaz Tanrı” filmini yorumladığı yazısıyla Pera Müzesi Blog’a konuk oluyor!

white-god-1

İnsan ile köpek arasındaki dostluğu işleyen onlarca filmin arasından sıyrılan Fehér Isten (Beyaz Tanrı), müstakil evlerinin duvarlarının, sıcak ailelerin ve sıcak yuvaların dışındaki dünyayı, köpek dostlarımızın sokaktaki hayatını anlatıyor bizlere. O çok sevdiğimiz, yoldan geçerken başlarını okşayıp fotoğraf çektiğimiz, aç kalmasınlar diye kapımızın önüne bir kap yemek bıraktığımız sokak köpeklerinin kanlı dünyasıyla karşı karşıya getiriyor.

Yönetmenliğini Kornél Mundruczó üstlendiği film 13 yaşındaki Lili (Zsófia Psotta) ve sevgili köpeği Hagen ile tanıştırıyor ilk olarak. Annesinin yokluğunda 3 aylığına babasının yanına yerleşmesiyle Lili’nin mutlu hayatı sekteye uğramaya başlar. Evde bir köpek istemeyen baba Daniél (Sándor Zsótér), yeni yasaları da bahane ederek Hagen’ı evden gönderir. Sokaklara düşen Hagen’ın ilk olarak sokakta yaşamayı öğrenmesi, sokağın vahşetiyle tanışması gerekir. Geçinip gittiği bu hayat ise barınak çalışanları tarafından altüst edilir. Evsiz bir adamın yanına sığınan Hagen, günün sonunda kendini köpek dövüşlerine hazırlanırken bulur. Yeni sahibi onu kimliksizleştirir, adını Max koyar ve en kanlı savaşa hazır hale getirir. Artık sevgi dolu Hagen gitmiş, yerini artık kesin olarak nefretle dolu Max almıştır.

white-god-4

274 barınak köpeğinin rol aldığı Fehér Isten filmi bizlere asıl suçlunun, asıl korkulması gerekenin, asıl “canavarın” yerinden yurdundan edilmiş köpekler (ve pek tabii diğer canlıların) değil, aksine markette, metroda, otobüste, sahilde, parkta gördüğümüz “insan” denen bizlerin olduğunu bir kez daha, ancak olabildiğince sert bir dille anlatmaya çalışıyor. Zira bir ev köpeği olan Hagen’ın sokak serserisi Max’e dönüşmesinin altında yalnızca insanın etkisi yatıyor. Sevgi ile nefret arasındaki büyük uçurumu bizlere örneklerle, en temelde de Hagen’ın Max’e dönüşümüyle gösteren film sokaktaki gerçeklerin bir hayvan hakları meselesinden ziyade insanla ilgili bir problem olduğunu söylüyor.

Nefretin insan dahil tüm canlılar üzerindeki etkisini tüm çıplaklığıyla gösteren, ancak aynı nefret gibi sevginin de bulaşıcı olduğunu hatırlatan Macar filmi Féher Isten, insanları sevgiye, sevmeye çağıran son bir çığlık, son bir yakarış misali derinden etkiliyor. Umalım ki bu çığlık herkese kalbine ulaşsın…

white-god-5

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir