Kuşlar, Yetimler ve Aptallar

birdsorphans3big
jakubisko
Pera Müzesi ve theMagger işbirliğiyle hazırlanan yazı serisi devam ediyor.  theMagger’daki yazılarının yanı sıra çeşitli platformlarda sinema ve müzik yazarlığı yapan Mert Tanöz, Pera Film’in “Kulak Ver!” programı kapsamında gösterilen “Kuşlar, Yetimler ve Aptallar” filmini yorumladığı yazısıyla Pera Müzesi Blog’a konuk oluyor!
Slovak yönetmen Juraj Jakubisko “Kuşlar, Yetimler ve Aptallar” (Vtáckovia, siroty a blázni – Birds, Orphans and Fools) filminde II. Dünya Savaşı ve Prag Baharı sonrası Çekoslovakya’sını üç savaş yetiminin fantastik bir dünya algısı üzerinden anlatıyor. Teolojik, sosyal ve politik göndermelerle, metaforlarla bezeli zengin yapım, absürt bir komedi olmasının yanı sıra sürrealist öğelerle süslenmiş bir dram aslında.

Savaş yetimleri Yorick, Andrej ve Martha’nın anormal dünyasına konuk oluyoruz. Savaşın sürdüğü topraklarda savaşın bittiğine kendini inandırmaya çalışan insanlarla dolu bir yerde, kendi mutlu dünyalarında özgür yaşayan bu üçlünün mutlu ve gerçekdışı bu deli dolu hayatları, sokağa çıktıklarında ve gerçek dünyayla etkileştikleri noktada yıkılıyor. Ve günün sonunda bu kabus gibi rüyadan uyanıp gerçek özgürlüğe kavuşuyorlar.

Vtackovia_N_24_CB

Bu üç savaş yetiminin (ki filmin “yetim” ve “savaş yetimi” kavramlarına yaklaşımı sözlükte karşımıza çıkandan farklı) kurallardan ve dolayısıyla yeni devlet düzeninden uzakta, özel bir mekanda yarattıkları bu dünyada duvarlarla sınırlandırılmış bir sonsuz özgürlükle karşılaşıyoruz. Kendi ütopyalarında yaşan, dışarıda ne olduğunu umursamaksızın “aptal” insanlarla dolu bu yerde bir rüyaya tanıklık ediyoruz. Savaşın varlığını reddeden, savaşın götürdüklerini geçmişte bırakıp anı doyasıya yaşayan ve hayatı güzel olarak niteleyen bu insanların aşk ve mutluluk dolu yaşantılarında onlarla eğleniyor, onlarla birlikte sınırsızlığın tadına varıyoruz. Aptallığı, deliliği insanın özgür olabildiği tek hal olarak nitelendirmesine karşın, gerçeklikten kaçma zorunluluğunu da beraberinde getiren bu seçimin neden aptallık olarak nitelendirildiğini de Yorick’in gerçeklikle tanışması üzerinden açıklıyor. Zira Yorick, hapse düştüğü ve özgür olabileceği ortamını kaybettiğinde düşünmeye, düşünüp dertlenmeye ve dertlenerek “normalin” tabiriyle olgunlaşmaya başlıyor. Üzerindekileri çıkarıp yerine normalin kıyafetlerini giyiyor. Ve o hayatın gerçekleriyle yüzleşmek zorundayken aptallıklarını, yalancı özgürlüklerini doyasıya yaşamayı sürdüren Andrej ve Martha’nın özgürlüğünü, mutluluğunu, yaşama sevincini kıskanıyor. Ve bu aptallığın aslında özgürlük olmadığı gerçeğinin bilinciyle kendini ve sevdiği kadın Martha’yı özgür kılmak amacıyla eylemini gerçekleştiriyor.

birdsorphans3big

Hayatın gerçeklerini “gözleriyle” ölümsüzleştiren ve dünyanın kirliğini de gittiği yerlere taşımakla lanetlenmiş yetimlerin hayatını, özgürlük arayışını konu alan filmden bir kesit almak ve filmin en etkileyici sahnesi olarak nitelendirmek pek kolay değil. Yine de üçlüyü bilardo masası etrafında gördüğümüz sahneyi ayrı bir yerde tutmak mümkün. Zira Yorick’in aptallığın tanımını yaptığı bu sahnede insanın özgürlüğünü kısıtlayan, onun özgürlüğü yakıp yıkan güce karşı nasıl direnebilineceğinin yöntemi de gösteriliyor. Ancak ironik bir şekilde deliliğin kırılgan yapısı da hepimizin aynı bir bilardo masasındaki gibi tek bir düzlemde bulunduğu ve bizlerin yakıp yıkan bilardo topları ve hayata yön veren istekalar arasında birer yumurtadan ibaret olduğumuz gerçeğini, yani masanın kenarlarınca sınırlandırılmış bir özgürlükle kendimizi kandırdığımızı da gözlerimize sokuyor.

Çek Yeni dalgasının en radikal filmlerinden biri olarak kabul edilen yönetmen Juraj Jakubisko imzalı “Kuşlar, Yetimler ve Aptallar” absürt yanıyla insanın yüzünde bir tebessüm yaratmasına karşın gerek kendi dönemine getirdiği eleştiriler, gerek bugün dahi geçerliliğini koruyan dünya algısıyla sinemada kendine has bir duruş sergiliyor. Zdeněk Liška’nın müzikleriyle renklenen ve insanı “aptallığa” çağıran film, Slovak ve Çek eleştirmenlerce de en iyi Slovak filmleri arasındaki yerini sonuna kadar hak ediyor.

Mert Tanöz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir