Alışılmadık Bir Ağırlık: Aşık Kemiği!

“Suna ve İnan Kıraç Vakfı Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu”nda bulunan ve üç parçadan oluşan, aşık kemiği biçimindeki bronz ağırlık takımı, özellikle boyutlarının büyüklüğü ve detaylı işçiliği ile dikkat çekiyor. Ağırlıkların gövdelerinde görülen harf ve rakamlar gümüş kakma olarak işlenmiş ve tutamaklarının her iki ucu başparmak ve kuğu başı şeklinde. Bu ağırlıklar 50, 75 ve 100 libra değerinde. Libra, Romalılar tarafından kullanılan ağırlık birimine verilen bir isim.

Araştırmalar aşık kemiğinin çok çeşitli alanlarda kullanıldığını gösteriyor. Yunan ve Roma dönemlerinde fal bakmak için ve çeşitli oyunlarda, oyun taşı olarak kullanılan aşık kemikleri, bronz, kurşun ve cam gibi farklı materyallerde, ağırlık olarak da üretilmiş. Etnografik, arkeolojik ve tarihi kanıtlar, bu kemiklerin hem dinsel hem de seküler/dünyevi bağlamlarda kullanıldığını gösteriyor.

Neredeyse tüm memeli hayvanlarda bulunmasına rağmen, sadece koyun, keçi, domuz, sığır ve geyiklerde, zar olarak atılabilecek biçime sahip, yuvarlak fakat kübik şekilli astragalus kemiği vardır. Bu kendine özgü şekli nedeniyle aşık kemikleri modern oyun zarlarının atası olmuştur.

Kura çekerek kehanetlerde bulunmak, barbut gibi zar oyunlarıyla aynı prensibe dayanır. İkisinde de doğaüstü bir irade insanın kaderine karar veriyordur. Kübik bir şekle sahip olan aşık kemiğini kehanet ve kumarda kullanılabilecek hale getiren büyük ihtimalle, yaşam-ölüm, iyi-kötü, evet-hayır gibi ikilikleri barındıran düalistik düşünceydi.

DiceAstragaloi

Aşık kemiğinin dini boyutu, insanların yaşamlarını devam ettirmek için hayvanlara bağlı olduğu dönemden geliyor olabilir. İstikrarlı gidişatın sürmesi için insan bu dönemde sihir ya da ritüeller aracılığıyla doğadaki güçlerle ve tanrılarıyla konuştu. Dünya üzerindeki geçmiş kültürlerin kalıntılarına bakarak, bu ve benzer ritüellerin gerçekleştirilmesi için aşık kemiğinin kullanıldığına şahit olunabilir. Bu iş için aşık kemiğinin seçilmesi büyük ihtimalle olağandışı fiziksel özellikleri ve şekli yüzündendi: vücudun basit bir parçası olması, kemiğin kutsal görünüşüyle bir zıtlık içindeydi.

Antik tarihi ve arkeolojik kaynaklar, aşık kemiğinin  Akdeniz ve Orta Doğu’daki kullanımının son 4,000 yıldır neredeyse hiç değişmediğini gösterir. Aşık oyunu kemiğin en yaygın kullanım alanı olsa da, oyun ve ritüeli birbirinden ayırt etmek oldukça zor – ve çoğu zaman da yararsız- olduğu için kesin amaç ve kullanım şekli net değil.

Birçok geçmiş kültür paranın kökenini ve özelliklerini de doğaüstü güçlere atfeder. İlkel paranın kökeni, sık sık, tanrılara adak olarak standardize eşyalar verilmesi ihtiyacına dayanır. Tanrılara verilen adakların keşfedildiği birçok arkeolojik bağlamda da aşık kemikleri bulunmuştur: besi hayvanlarının yaşam ve bereketinden sorumlu olan tanrılara, bu hayvanlarla ilgisi olan adaklar adanıyordu. Bu da tanrılar ve insan arasında karşılıklı bir alma ve verme ilişkisini ortaya çıkarıyor. Kemiğin sadece bir topuk kemiği olduğu düşünülürse, asıl değeri büyük ihtimalle çok yüksek değildi, fakat her hayvanda sadece iki taneyle kısıtlı olması onu daha cazip bir hale sokmuş olabilir.

Denizli’deki Beycesultan kazılarında Geç Bronz Çağı’na tarihlenen bir “şarap dükkanı”nda bulunan 77 aşık kemiği, bu kemiğin küçük mallar için bir değiş tokuş nesnesi olduğuna kanıt olarak gösterilebilir.

Günümüz Moğol toplumlarında, insan yaşamının devam etmesini sağlayan hayvanlara olan bağı nedeniyle  aşık kemiğinin  koruyucu ve doğurgan bir güce sahip olduğu düşünülüyor. Moğollar, kemiği fal bakmak için, muska olarak, ve farklı oyunlarda taş olarak kullanmaya devam ediyorlar.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu seçkileri Pera Müzesi‘nde görülebilir.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir