Fabrika Ayarlarına Geri Dön

Behar uçuruma doğru hızlanarak koşmaktansa yavaşlamayı öneriyor. Yine de bu gerici değil ilerici bir öneri—çok daha yavaş ve daha titiz düşünülmüş bir ritimle hayatın ayaklarını yere bastırma isteği.

KPK_006

“Katherine Behar: Veri Girişi” sergisi küratörleri Fatma Çolakoğlu ve Ulya Soley’in serginin kataloğunda da yer alan makalesini paylaşıyoruz!

Tıpkı saatler gibi, her tarafa kayıt cihazları yerleştirilmişti,
her an her şey kaydediliyordu;
sanki devasa, şeytani bir Mac Time Machine yedekleme sistemi,
yedeklemelerin de yedeklemelerini yaparak
sonsuza dek geriye gidiyordu.
Bu kayıtları kim yeniden oynatacaktı?

-David Cronenberg, Consumed: A Novel 

20. yüzyılın önemli bilimkurgu yazarlarından Philip K. Dick, “Bazen çıldırmak, gerçekliğe verilecek uygun bir tepkidir,”[1] der. Doğrusu, 21. yüzyılın bu ilk döneminde gerçekliğin giderek dijitalleşmesiyle artan bir çılgınlığa tanık oluyor, bu şartlar altında etrafımızda olup bitenleri anlamlandırmaya çalışıyoruz, ancak “içimizden gelen anlama arzusu o denli kuvvetli ki, hiçbir anlamın olmadığı yerde bile anlamlar üretiyoruz”.[2] Bu dijital saplantılar artarken sanatçı Katherine Behar, yaratıcı pratiğini günümüzdeki teknolojik ve dijital gidişatı sorgulamak, tasvir etmek ve yeniden tanımlamak için kullanıyor. İster kamusal ister özel hayatta olsun, sürekli yoğun bir sanal etkileşim halindeyiz ve biz iç ve dış dünyamızın kodlarını çözmeye çalışaduralım, bu sırada her şey daha da hızlanıyor. Hızlanmacılığın (accelerationism) iddiası şu: “Kapitalizme verilecek tek radikal siyasi karşılık onu protesto etmek, sekteye uğratmak, eleştirmek veya kendi çelişkileriyle yok olup gitmesini beklemek değildir; kapitalizmin her şeyi yerinden söken, yabancılaştırıcı, kod çözücü, soyutlayıcı eğilimlerini hızlandırmamız gerek.”[3] Hızlanmacılığın kapitalizmi uç noktalara itme yönündeki aşırı derecede keskin tavrı, 20. yüzyılın fütürist manifestosunu akıllara getiriyor: Hıza, makinelerin gücüne ve modern hayatın istikrarsızlığına dair bir güzelleme…

Katherine Behar bunun tersi bir tavır sergiliyor; “nesnelerin estetik özelliklerinin, eğilim ve performanslarının, derhal ayırt edilmek amacıyla hızlanmacı buyruğa kafa tuttuğu”  kendininki gibi eserler için “yavaşlamacı estetik” ifadesini kullanıyor.[4] Bu çerçevede, Behar’ın son dönem eserleri esas olarak verinin doğasına odaklanıyor. Sanatçı veriyi gayet çarpıcı bir biçimde, “hesaplanma halindeki dünya, dünyanın ve enformasyonun ham ölçüsü” olarak açıklıyor.[5] Buna göre veri artık sadece veri değildir, enformasyona dönüşmüştür. Enformasyon kuramının öncüsü kabul edilen Claude Shannon, enformasyonu hiçbir boyutu, maddeselliği ve anlamla bağı olmayan bir olasılık fonksiyonu olarak tanımlar.[6] Peki biz bu tablonun neresinde duruyoruz? Evrendeki tüm o ağır, maddi şeylere ne oluyor?

Yazının devamını “Katherine Behar: Veri Girişi” sergi kataloğunda okuyabilirsiniz! Kataloğa göz atmak için tıklayınız!

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir